UZUN HAVALAR
ABDO'NUN MEZARINI KAYADAN OYUN


Repertuar No
1 
Yöresi- İli
İlçesi- Köyü
-  
Kaynak Kişi
Derleyen
Notaya Alan
 
İcra Eden
Makamsal Dizi
Türü
 
Karar Sesi
La 
Bitiş Sesi
 
Usül
 
En Pes Ses
 
En Tiz Ses
 
Ses Genişliği
 
Youtube Linki
 


                    Kaynak kişiden


TÜRKÜNÜN SÖZLERİ

ABDO'NUN MEZARINI KAYADAN OYUN
MEZARIN ÜSTÜNE (aney aney) MERMER TAŞ KOYUN
ABDO'NUN YERİNE MÜSLÜM'Ü KOYUN

Bağlantı:
VURMA DEDİM ZALIM (vurma vurma) YARAM DERİNDİR
YARAM SAĞALIRSA (aney aney) MEVLAM KERİMDİR

GELİN KIZLAR GELİN ABDO'MA GELİN
KİMİNİZ AĞLAYIN (aney aney) KİMİNİZ GÜLÜN
ABDO'YU KALDIRIN BOYUNU GÖRÜN

Bağlantı

SAĞALMAK : İyileşmek

Berho (Süryani), Necip (Ermeni)
satırında "Abdo'nun, yerine

 

TÜRKÜNÜN ÖYKÜSÜ

     Zeynep Hanım ile Alipaşa Camisi'nin müezzinliğini ve aynı zamanda imamlığını yapan Bilal'in tek çocukları olan Abdurrahman'a genellikle "Abdo" diye hitap edilirdi. 
     Cemil Şallı’nın da çok yakın ve samimi arkadaşı olan Bilal'in çok güzel bir ses rengi ve  Diyarbakır makam ve usulleri konusunda da epeyce bilgisi vardı.
     Abdo, askerden döndükten sonra Fatma Hanım ile evlendi ve 1927 yılında Şehmus adını verdikleri bir erkek çocukları oldu.
    Abdo, sığır besiciliği yapmaktaydı ve o dönemde Diyarbakır'daki sığırların meralara götürülüp otlatılması her yıl şubat ayında bir yıllığına ihale edilirdi. Genellikle bu ihale Diyarbakır'dan şehir dışına çıkışı sağlayan Mardin Kapı, Urfa Kapı, Dağ Kapı, Yeni Kapı semtlerinde ayrı ayrı yapılırdı. Abdo, bu ihalelerden Urfa Kapı Semti'nde oturan sığır sahiplerinin sığırlarının otlatılması ihalesini almıştı ve Şilbe Köyü'nden Mehmet ve İbrahim adlı iki kişiyi de çoban olarak tutmuştu. Sığır sahipleri sığırlarının otlatılması karşılığı sığır başına ayda 50 kuruş aylık öderlerdi.
     Abdo'nun yanık ve güzel bir sesi vardı. Kahveci Hakko (Hakkı), Babacan Sülo (Süleyman), Salah Mehmet, Salah Berho (Süryani), Necip (Ermeni) ve Şefik (Ermeni) yakın arkadaşları idi ve bunlarla beraber bazen Sarıkız'a, bazen Şakulaziz'e, çoğu zaman da Benu Sen'e giderek içki içip Abdo'nun yanık sesiyle söylediği türküleri dinleyerek eğlenirlerdi.
     Kendisine ait 25 adet ineği olan Abdo, bu hayvanlardan elde ettiği sütü Devlet Hastanesi'ne ve Askeri Hastane'ye satardı. Sütlerin hastanelere götürülme görevini oğlu Şehmus yapardı.
     Sığırlar her gün otlağa götürülmek üzere, bir zamanlar trafik bahçesi olan yerde toplanırdı. 1937 yılı mayıs ayında bir cuma günü sabah Abdo arkadaşları Sofi Tahir, Badikili Şehmus ve Hacı Sefer'in oğlu fırıncı Hüseyin ve Abdo'nun oğlu Şehmus ile hayvanların toplandığı yerde sohbet ederek, hayvan sahiplerinin sığırlarını getirmelerini beklerlerken, Diyarbakır'a göçmen olarak gelip yerleşen ailelerden birinin ferdi olup karakol bekçiliği yapan ve 2 tane de ineği olan Rüstem gelir. Rüstem, Abdo'nun yanına gelerek ineklerinin sütünün azaldığını ve önceden sağıldığı suçlamasında bulunur. Abdo da buna karşılık; "Ben hayvanlarla beraber gitmiyorum. Çobanlarım var. Onlar götürüp getirirler. Senin 2 ineğin var. Sağmış olsalar benim 25 ineğim var onları sağarlardı. Çobanlarım dürüst ve namuslu insanlardır. Böyle bir şey yapacaklarını sanmıyorum. Sen rahat et hiç kimsenin ineği sağılmaz. Eğer güvenmiyorsan al ineklerini götür. Çobanlara olan 5 - 6 aylık birikmiş borcunu da ben veririm" der. Abdo bu konuşmadan sonra sırtını dönünce bekçi Resul belinden silahını çekerek 2 el ateş eder. Abdo aldığı kurşunlarla yaralanır ve yere düşer. Yanındaki arkadaşlarından Badikili Şehmus müdahale etmek ister ve bir kurşunda ona isabet eder ve kurşunu biten bekçi Resul kaçar. Abdo'nun 11 yaşındaki oğlu Şehmus babasının üzerine eğilerek ağlamaya başlar.
     Lala Beğ Mahallesi'nden Daklı Mıçe'nin asker olan oğlu Kahveci Hüseyin olay yerine tesadüfen gelir ve arkadaşı Abdo'nun yaralı olduğunu görünce, yerde yatan Abdo'ya eğilerek "Abdo..! Abdo..! seni kim vurdu.. Söyle seni kim vurdu ?" diye bağırır.
     Kaçan bekçiyi takip eden Abdo'nun oğlu Şehmus, Urfa Kapısı'nın girişindeki karakola babasını vuran bekçi Resul'un girdiğini görür ve asker Hüseyin'e babasını vuranın bekçi Rüstem olduğunu ve karakola girdiğini söyler. Hüseyin, şiddetle karakoldan içeri girer ve burada saklanmakta olan Rüstem'i yakalar. Belinden Rüstem'in silahını alarak Rüstem'in şakağına dayar tetiği çeker fakat tabancada mermi yoktur. Rüstem, tabancasındaki 3 mermiyi de kullanmış ve mermisi bittiği için karakola sığınmıştır. Hüseyin, tabancada mermi olmadığını fark edince tabancanın kabzasıyla Rüstem'e vurmaya başlar ve ağzı burnu kan içinde kalan Rüstem yere yığılır. Bekçi Rüstem daha sonra tutuklanır ve mahkemeye çıkarılır. 17 yıl 1 ay ceza alarak hapishaneye gönderilir.
     Abdo olaydan sonra hastaneye kaldırılır fakat ikindi vakti vefat eder. Ölen Abdo'nun cezaevinde yatan çok yakın arkadaşlarından Salah Meheme'nin (Mehmet) amcası Arif, Bakır ve Gedenin oğlu Davo (Davut) Abdo'yu öldüren Rüstem'i vurup arkadaşlarının intikamını almak için planlar yapmaktadırlar. Rüstem, hapishanede birgün hastalanır ve revire kaldırılır. Sıhhiyeci olan Arif bunu fırsat bilerek Rüstem'e bir iğne yapar bu iğne ile Rüstem ölür.
     Hacı Cemil Şallı, bu olay üzerine sözü ve müziği kendisine ait olan bu ağıtı yakar ve Celal Güzelses de plağa okur.

* Türkünün ilk dörtlüğünün üçüncü satırında "Abdo'nun yerine Müslüm'ü koyun" şeklinde okunan bu satırın doğrusu "Abdo'nun yerine Rüstem'i koyun" şeklindedir. Çünkü Müslüm diye bir şahsın olayla ilgisi olmadığı gibi Diyarbakır'da Müslüm ismi hiç kullanılmaz.

* Bu olayı Abdo'nun oğlu Şehmus Nas'tan, Sofi Şuko (Şükrü) ve Ali Haydar Calı'dan 1997 yılında derledim.

                                                   Diyarbakır Kültürü
                                                   Vedat GÜLDOĞAN

Berho (Süryani), Necip (Ermeni)
satırında "Abdo'nun, yerine